junior etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
junior etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

hayal gücü


Sabah sabah bu enerji yoğunluğu nereden kaynaklanıyor bilemiyorum.
Ancak belirtmem gerekir ki, çok aktif bir hayal gücü var. Sanki "diledikleri gerçekleşecekmiş" gibi bir resim çiziyor ve öyele güçlü ki tasvirleri bazen ben bile acaab olabilir mi demeden edemiyorum.
Onun bu hayali düşüncelerini ebeveyn olmayanlar kesin olarak "yalan" ya da "saçmalık" olarak tanımlayabilir. Kendisi ise ben bu çok uçuk oldu Emre dediğimde şu şekilde açıklama getiriyor.
"Annecim, bu fantastik bir hikaye, istersem bu hikayede uçabiliriz bile"
Bu türden fantezilerini somut dünyaya taşımaması benim için çok iyi en azından açıklama yapmama gerek kalmıyor ama düşünmeden edemiyorum, sabah çizdiiği hayali dünyayı.
"herkes, yürüyen yolların üzerinde gidiyor ama bu yollar yukarıda yani evlerin tepesinde. Bu şekilde arabalar ile insanlar kaza yapmıyor.
Neden arabalar yukarıdan gitmiyor diye sorduğumda ise cevap çok mantıklı geldi.
Çünkü kamyonlar ve arabalar oldukça ağır, yollar onları çekemez kopar.
İnsanlar ise gökyüzüne yakın olduklarında çok mutlu olabilirler."


Belki soyut düşünce tarzından halen uzak, empati kuramıyor ancak bu hayal gücünü hiç kaybetmesini istemiyorum, bu bir gerçek.

özür dilerim

Seni hasta hasta okula gönderdim. Hatta, tüm o iç yakıcı uyarılarına rağmen.


'Keşke dün okula gitseydim de bugün gitmeseydim', 'Annecim, çok yorgunum, nolur gitme işe', 'hasta olduğumu bile bile gidiyorum, bari lütfen uyutmasınlar orada'...


bütün bu konuşmalarına rağmen seni hasta hasta gonderdim okula. beni affet.
Hala sözlerin kulaklarımda: 

- Biliyo musun kış bitmek bilmedi. Ben, seni yaz gibi seviyorrum ama yaz gelmedigi icin gosteremiyorum.


Ahh oğlum, söz toplantım biter bitmez uçacağım yanına...çok üzgünüm, çok özür dilerim.
sibel'in.

hastayız.


ABC Klinik

çok hastayız.
şu anda ventolinle bronşları açmaya çalışıyoruz.
anladım ki, bir çocuk gazı geldiğinde çıkarıyorsa ve burnu dolu olduğunda içini tamamen boşaltabiliyor ise;
o çocuk hasta olmuyor fazlasıyla...

izotonik solüsyonla burnumuzu açık tutmaya çalışıyoruz. tavsiye ederim..

herkese sağlıklı günler...

kulak-burun-bogaz-ebe!

tüm rahatsızlığını kendisi anlatarak, hastalığı üzerinde pazarlık yapan, kusurlarını (çıplak gezme, elini ağzına sokma vb ) büyük bir ustalıkla kabul eden canım oğlumun doktor ile görüşmesine hiç müdahale etmedik....

her işten anlar


Ev sahibimiz gelir. Tüm terasın bakıma ihtiyacı vardır. Babamız, tam konuşacak iken; jr, eline mikrofonu alır ve konuşmaya başlar.

-Görüyorsunuz, taşlar oynuyor. Bakın ben küçüğüm ama kaldırabiliyorum. Buradan su girdiğinde alt kat salonun tavanı hoş olmaz. Benim tamir aletlerimi getirir misin annecim?

Anne, aşağı yukarı koştururken arada tamir aletlerini de getirir jr’ a teslim eder.

-Anne, bunlar oyuncak. Şimdi ne düşünecekler, huseyin beyler? Bunlar ne kırabilir, ne kesebilir.
Hüseyin Bey söze girer:
-kırıp kesme, zaten
-Annecim, söyler misin? ben bu konuda çok bilgiliyim
-Belli oluyor, emre bey... J)))))))

Jr ve aşk


Emre Alp ile herşeyi ama herşeyi samimi ve açıkça yaşamaktayız. Sorduğu hiçbir konuyu geçiştirmediğimiz gibi, anlayamadığı şeylerde de onun anlamasını sağlayacak bazen daha hafif şekilde anlatarak aklında soru işareti bırakmamaya özen göstermekteyiz.
Ama aşk' ı sorup anlatmamızı istediğinde ve aşk ile ilgili somut cevap beklentisi ile soru sorduğunda işler karıştı..Mesela, ölümü sorgulamamıştı ya da verdiğimiz cevap anlamlı geldi üzerinde bir daha hiç konuşmadı.
Aşk, farklı oldu...

Emre Alp, şu an aşık..
Tipik anneler gibi aşık olduğunu zannediyor demek istemiyorum...
Çünkü kendine göre aşık olduğunu söylüyor ise onun aşk tanımına göre ozaman öyledir.

İsmi sena.

Aşk hakkında hiçbirşey bilmezken, bizi yanında belli sınırlar çerçevesinde görürken, sinema ve televizyondaki her izlediği kareyi özenle seçerken bu durumun nasıl kaynaklandığını anlamam imkansız...Evet, tipik anne, herşey kontrolümde değil ozaman diyerekten panik oldum.Kabul etmeliyim.
Yuvamız ile görüştüm.
Yuvanın müdiresi, durumun çok doğal olduğunu, herbir arkadaşının bu dönemde kız arkadaşı olduğunu söyledim. Ancak, içim rahat değildi..
Sonuçta, jr ile o anlamadan sohbet ederken durumun ortaya çıkmasını sağladık..Bir arkadaşı var, adı demir. Demirin bir sevdiği var belki evdeki büyüğünden gördüğü gibi belki başka sebebten ötürü..heryerde kız-arkadaşının resmini asmış , sadece onunla oynayarak zaman geçirmek isteyen bir arkadaş, demir..
Emre Alp, ise senayı seviyorum ama ben Ece ile Toprak ve Mehmet Yavuzu da çok seviyorum annecim diyor.Onlar ile oynamak çok eğlenceli...Evet, aşk eğlenceli ama ozaman ece ile de aşk eğlenceli dedi...
İçim rahatladı...Dediğim gibi aşkı nasıl tanımlıyor ise o çerçevede sonuna kadar kendisi yaşıyor..

Geriye; bana, kendi içimde oluşturduğum panik, inanılmaz derecede yaşadığım bir kıskançlık(!), Dedektif gibi iz sürme kabiliyeti ile sonunda yakaladığım sonuçtan sonra yaşadığım HUZUR kaldı...

jr ve binicilik

Atlı Spor Kulübünü herkes bilir. Herkes en az bir defa gitmiştir, kimi düğün yemeği için kimi güzel bir gün için kimi ise binicilik için...

Emre Alp, her hafta muhakkak prenses pony' e gidiyor. Ocak ayında havalarında soğuk olması nedeniyle ara vermiştik.
Ancak, bir akşam huzursuzluk hat safhaya çıktığında sordum. ' neyin var?' diye..Cevabı çok içim burktu.
-her hafta salı günü, "biniciler hazır mısınız ?" diye sesleniyor öğretmenim. Polat, Toprak, Yaman da 'eveeeeet' diyor. Sessiz durdum, öğretmenimin sözününü tuttum, ama olmuyor...beni götürmüyorlar.
-Oğlum, bunun için sessiz durmana gerek yok, söylersin öderiz aidatı ve gidersin dedim.
-Bu kadar basit mi? diye sordu..
Evet bu kadar basitti.
 
Yaklaşık dört aydır her hafta gidiyor. Haftasonlarının da soğuk gitmesi nedeniyle, kulübün küçük salonuna doluşup kahvaltı yapmak istemediğimizden de sevgili oğlumu izleme fırsatımız hiç olamamıştı. 
Ta ki, bu haftasonu capital country' e gidene kadar...
Pony' e binerken 'merhaba' demesi, giderken arada onu okşayarak sevişi, bize kendisini gösterirken gururlanışı,...
bir dolu kareyi hafızama kazırken yaşattığı duyguları da kalbimin en derin kısmına gömdüm.
Size bize de izlemek düşsün, artık...



Sabah saat beşbuçukta uyandık. Altıyı bekleyemeden ve yalvarışlarımı kulak ardı yaparaktan kalktık.


Güneş yavaş yavaş alacakaranlıktan döndürüyor iken göğü, biz çoktan arabalarımızı park edebilmek için platform nasıl olmalı  tartışıyor ve babamız uyanınca söyleyeceğimiz platformun resmini çizmeye başlamıştık bile...
sonra çizimi beğenmedi, mızmızlandı. Baktım benim de uykum binbeşyz ve bu ses tonu daha fazla anlayışsız yapacak beni.


Guaj boyama tekniği kozumu kullandım. Bayıldı tabi. Sonuçta herkes memnundu.


Çürük elmalarımızı kesip kesip boyaya bulayarak ikea dan aldığımız kağıda elimizde kalan tek renk (beyaz) ile süslemeler yaptık. 


Babaanne, büyük halamız ve ananemize sürpriz hediye yapmış olduk.


Resimde görülen bu minik parça da bize kaldı, odamızı süslemek için..

Jr ve yemek

Dönem dönem yemek yedirmek öyle zorlaşıyor ki, kullandığım materyaller tükeniyor, kimi zaman oyunlar… Ancak, psikolojimin tükendiği bir gerçek…

Bizde çok derin yaralar açan ilk yuvamızın tüm izlerini silmek sildirmek çok isterdim hayatımızdan, sanırım özellikle de güven konusunda harabeye dönmüş benim hayatımdan. Ancak, itiraf etmeliyim ki, ilk öğretmeni sayesinde yemek yemeyi öğrendi.Bir sebzenin tadına bakması için dil döküp çoğunlukla hüsranla susarken ben, öğretmeni ona tatmanın deney gibi olduğunu ve çok şey öğretebileceğini anlattı..Aslında her şey öğretmende bitiyor. Yuva ve yuvanın yarattığı kaosu bile öğretmen yavruya hissettirmiyor bile.Eğer öğretmen iyi ise dediğim gibi..Ancak, öğretmen gönderilen 3 ayda 3 defa değişirse o zaman her şey altüst olabiliyor.

Nitekim bizde de oturan sistem, sevgili öğretmenimizin hatırına bazen sürdürülebiliyor.

Resimleri tararken yaşadığımız sıkıntıların global olduğunu gösteren bir kareye rastladım. Viladimir ile annesi Hannah Rus idi. Aynı sorunları yaşadığımız için ve aynı saatlerde öğle yemeği saatimiz olduğu için restoranda buluşuyorduk. Hem biz sohbet ediyorduk, hem onları oynatırken ağızlarına yemek sıkıştırıyorduk. Cidden, yemek yediriyorduk demek isterdim ama yemek sıkıştırıyorduk durumu en açık anlatan ifade oluyor.

Restoranda sorunsuz yemek yiyen diğer çocuklar hakkında konuşurken, Hannah bana çocukların neler yediğine dikkat etmemi rica etti.. Gerçekten hepsi sabahları corn flakes çeşit, öğlen makarna benzeri yemekleri yiyorlardı. Bu acıyı çekmek bizim tercihimiz demişti ve biz de sonra bu konuyu hiç konuşmadık… Arada aklıma gelince de, Emre Alp’ in yemek seçme kusurunun benden kaynaklandığını kabul edip bu kusurla mücadele edemediğimden bir şekilde yemek yedirmek için uğraşmayı seçtiğimi kendimde özdeşleştirip konuyu kendime ızdırap haline getirmemeyi zaman içinde öğrendim.

Birlikten kuvvet doğar...
Bugün beraberce rüzgara bıraktığınız uçurtmalarınızı, yarın ise gözkyüzüne haykırdığınız aşklarınızı görmek dileğiyle...

bir pazar sabahı..

sihirli dünya


Geçen hafta, Bora’ nın rüyasında müziğin sihirli dünyasına doğru bir yolculuk yaptık.

 Bale ve klasik müzik etrafımızı sardı. Piyano, çello, keman, viyola, yan flüt ve obua da bu yolculuğu güzelleştirmek adına ellerinden geleni yaptılar… 
Neşeli kadro bize ünlü figaropapageno ve ali baba & kırk haramiler aryalarıyla miyav miyav kediciklerden sundular. 
Bu arada  sahne, kostüm değişiklikleriyle sanatın hemen hemen her alanıyla ilgili bilgileri aktardılar. 
Gerçi, Bora ve sevimli arkadaşların replikleri daha özenli hazırlanabilirdi ama sahneledikleri performans öyle içten ve samimiydi ki tüm oyun çok başarılıydı...
Sırada uyuyan güzel var.

anne&emre-log




Neneyi hastanede ziyarete giderken, junior pencereden hayalindeki canavar kamyonu görür...

-Canavar Kamoyoooooooooon!!!
'gidip bakalım' der babamız.

-Anne, sahibi kim olabilir?
-hmm, şu restorana girip sorabiliriz.
-hayır, ben tokum!
- :))
- şimdi, ben babamla arabaya bir bakayım. Anne, sen de git konuş sahibiyle, sen ikna edebilirsin sahibini. Çocuğum kullanmayacak, bakacak dersin...

Yüksek düzeyde rekabetçi olma hk

Lego, inşaat ve/veya kumla ilgili aktivitelerde yaşıtlarına göre yüksek motivasyon sergiliyor. Tek sorun eğer oluşturduğu ya da çalışıp sonlandırdığı ‘şey’ beklediği performansı sergilemezse veya çizdiği resmi beğenmezse aşırı tepki gösteriyor.Eğer, iki arkadaşlar ise ve arkadaşı azıcık meydan okuma sergilerse, durum daha da üzücü olabiliyor…

Sonuçta, kimi zaman kıracak gibi haşin davranıyor oyuncaklarına, kimi zaman resmini yırtıyor, hırsını alamazsa gelip saçımı dahi çekebiliyor…

Etkileyen faktörleri değerlendirdiğimde çoğunlukla meydan okuma denilebilir. İkinci olmanın da güzel olduğunu nlatan kitap/hikaye anlatırken dahi verilen nasihati anladığı anda tepki vermesi konuya tamamen kapalı ve ilk/birincilik hususuna ne kadar odaklandığını gösteriyor..

Bundan önce dört ay gönderdiğimiz ve bizden pek çok şey götüren anaokul görünümlü kreş olma nitelikleri dahi taşımayan bu inn-okuldan kalma da olsa bu durum, unutulması gerekirken daha da karakterine perçinliyor, kendisini.. Çoğu arkadaşımın çocuklarında da aynı durum söz konusu, ancak bu tip olumsuzlukların hiç olmamasını dilediğimden dolayı sanırım benim de bu konuda toleransım azalıyor..

sergilediği yüksek düzeydeki rekabetçilik yanı, şu an özellikle kendisine zarar veriyor. Acaba engellemek için neler yapmalıyız ya da engellememek midir en doğru olanı?

çılgın düşünceler_1

Emre Alp, çoğunlukla oldukça çılgın düşüncelerini paylaşıyor. Genelde, paylaşımlarını saçma/komik/akıllıca olarak değerlendirmiyor hemen o düşüncesini daha da geliştirmesi için “eğer bu dediğin olsaydı” ile başlayan cümleler kuruyoruz.

En son çılgınca düşüncesi,

“bir ineği uçan bir uçağın kanadına bağlamak idi” Ben de altta kalmamak adına inek susadığında nasıl su içer? diye soru sordum. Uzuuuun bir pipet ile sorunu çözebileceğini söyledi.

Gayet makul ve mantıklı geldi cevabı... J

Başlık çok çekici geldi.
Güzel de bir iki kelam yazmak istiyorum ancak vaktim yok...

Resimler zaten herşeyi anlatıyor...
Yan yana iki resim görüyorsunuz.
Resim-1 de Emre Alp' in at' ını yedikten sonra yüzünün aldığı ifade açıkça ifade ediyor...
Resim-2 de Emre Alp' i ikna ederek tekrar oyuna dahil edip fil' imi O' na kurban ettiğimde yüzünün aldığı ifade...

"I love this game!"


Bugün çamaşırları topladık ve çorapların uyumlularını birleştirmek için çalıştık ya da çalışmayı hedefledik..ben aynı çorapları bulurken, kendisi çorapları eşlerinden ayırıp kendi kendine yeni eşleştirmeler yaptı.
Arabalar filmi çorabının tekini-kenarında tekerlek olan çorapla, kenarında yazı olan çorap tekini-kenarında çizgi olan çorap ile eşleştirdi. bunu hiç sıkılmadan tüm çoraplarına uyguladı. Bu hafta bütün gün okula farklı çoraplar giyerek gidecekmiş..öğretmenine de fikrin bana ait olduğunu söyleyecekmiş.
İki gündür uygulamadayız.
Çorap giymesi için her yolu denerken kendini bu şekilde motive ettiğini görünce, bana sadece çenemi kapamak düştü, açıkcası :)

Yanlız kıyafet ve çorap yığınını toparlamak için cidden motive bir çocuk gerekir! Açıkcası, motivasyon gerekliliği benim için bile gerekli ancak odanın toplanması için tehditkar konuşmadan yardım göremezken kendi kendini bu şekilde motive edince, gözlerim dolmadı değil...

Emre, her zaman yardım etmeye istekli bir çocuk olmadığından, haftasonları çamaşırhaneye dönen terasa çıkmak için yardım etme bahanesini sık kullanıyor. Katlama bile değil ancak en azından üstüste koyduklarını asla bozmadan çekmecelere çoğunlukla ben arada sırada beraber yerleştiriyoruz. Bu sebepten dolayı odasına ve kıyafetlerine babamızdan daha hakim olduğu bir gerçek..

Aradığımız bir şeyi bulurken, yapılan işe atıfta bulunulduğunda yzündeki ifadeyi yakalamak herşeye değer..
"bize göre önemsiz olan rutin 'şey'ler, küçük çocuklar için çok önemli olabiliyor.."


Guaj boya ile yeni tanıştık. Parmak boyalar, pastel boyalar, sulu boyalar, keçeli kalemlerin ardından guaj boya; junior'a resim yaparken ayrı bir mutluluk verdi.İtiraf etmeliyim, sadece guaj boyama için bir boya t-shirtümüz oldu.

Şu an oluşturduğu çalışmalar duvarlarımızı süslemek amacıyla çerçevelendi
ancak benim zaman ayırmamı bekliyorlar.

Jr, çalışmalarını duvarlarda asılı gördüğünde, bu durumdan çok büyük mutluluk alıyor. En son babanne ve ananesine cerçevelenmiş resim gönderdik.
Şimdilerde, o çerçevelerin duvarlarında asılı olup olmadığını merak edip her telefon görüşmelerinde kendilerine soruyor. Sanırım, yakında yol göründü bizlere...

sen doğalı..

sevgili oğlum,
sen doğalı 49 ay yani 210 hafta bu demek oluyor ki her aldığın değerli nefesinle artan 2.122.146 dakika geçti.
Şu ara mütemadiyyen, avucuna alarak yüzümü konuşuyorsun ya, o halde bana "annecim acaba bu dakikaların yüzde kaçını benimle etkin ve efektif geçirdiğimi" sorduğunu düşünüyorum..bu düşünceden kendimi alamadığım gibi oluşan suçluluk duygusunu bastıramıyorum da..
ne isterdim biliyor musun? basit biri olmayı, senin geleceğinle ilgili kaygı duymadan _yüklenmiş birdolu kurumsal hayat zırvalıklarını düşünmeden_ sadece seninle bütünleşebilmeyi isterdim..
ama yapamıyorum.

bu basit anne'n, en çok gece boyunca seninle zaman geçiriyor, hastalanmaman için dua ediyor, oynarken-glerken-non_stop konuşurken seni dinliyor....malesef bu dakikaları bu kadar değerlendirebiliyor..

mızmız annen

Gruplama -3

Pratik yaşama dair gruplama:

Emre Alp' in yaklaşık son altı aydır kendi abur_cuburlarını sakladığı mutfakta ona ait olan bir çekmecesi var.

Kimi zaman çekmecede beklenmedik şekilde tükenen çikolata için ağlama krizleri baş gösterince çikolata-gofret-içecek-sakız gibi malzemelerini gruplamasını teklif ettim. ve minik kutular ayarladım.

Şimdi bir düzen içinde malzemelerinin envanterini tutuyor. Market alışverişi listesinde kendi listesini bize çekmece kontrolü yaparak bildiriyor. Babası ile markete gidince kendi alışverişini listeye bağlı kalarak kendisi yapıyor.

Bazen internet üzerinde yazılar okuyorum. Etkinliklerde çeşitlilik var mı? Neler yapabilirim, onun zihnine-hayal dünyasına-kelime dağarcığına nasıl katkıda bulunabilirim, diğer anne/babalar neler yapıyor vs.

Bir internet sitesinde; kimi ebeveyn, oğlunun 1-100 arasını iki farklı dilde saydığını, kimi ilk ve soyadlarını yazabildiğini, kimi mamasını kendi yediğini, kimi daha neler neleri yazıp duruyor. yanlız birine çok şaşırdım. Başkası ise henüz 3 yaşındaki bir çocuğun bile hünerlerini gösteremediğini, yazmış. Ne acı. Ama acı olan ailenin hissiyatı değil, çocuğunu öyle gören anne/babanın çocuğuna uyguladığı duygusal baskı. Düştükleri durum, ayrı acı..

Netice itibariyle, ben itiraf etmeliyim ki:

Emre Alp, 4 yaşında ve aşağıdakileri yapabiliyor veya biliyor.

1- Koşulsuzca sevildiğini, söylediği her fikrinin değerinin olduğunu bilir. Üstelik, en az bizimki kadar!

2- 22- Her zaman psikolojisi ve fizyolojisinin güvende olması gerektiğini bilir. Bu ister bir topluluk içinde olsun, ister kendi başına. Sloganımız; "güvenlik sadece kişi tarafından sağlanabilir ve kişi kendisinden sorumludur."

3-- 3- İçgüdülerine güvenmesi gerektiğini bilir, emin değil ise bize sorabilir.

44- 4- Karşısındaki kimse onu düşünmek zorunda değildir. O yüzden kendisinin güvenliğini, ihtiyacını ancak kendisi sağlayabileceğini bilir.

5- 55- Kişisel haklarını kendi korumalıdır. Koruyamıyorsa ve eğer istiyor ise ailesi her durumda onu koruyabilir.

6- 6-İletişim her şeydir! Konuşarak her şeyi başarabilir.

7- 7- Nasıl gülündüğünü, nasıl eğlenceli olabileceğini ve hayal gücünü sınırsızca kullanabileceğini bilir. Bir arabaya 16 tekerlek çizebilir veya dünyadaki her şeyi siyaha boyayabilir.

8- 8- Hangi oyunu ne zaman nasıl oynayacağına karar verebilir, istediğinde yardım alabilir. Bir roketi denizaltı yapabilir ve kitapta gerçeğini gördüğünde dizaynının yanlış olabileceğini savunabilir.

9- Bu dünyanın, harika ve sihirli bir dünya olduğuna inanabilir. Bir parmak şıklattığında istediği bir güzelliğe sahip olabilir. (yeter ki istesin) Örneğin, sabah 5’te uyandığında güneş olmasa da günün çoktan başladığına inanıyorsa evde gün başlayabilir.

10 10- Bütün çocuklar gibi müzik yapmayabilir veya resim çizemeyebilir…sorun değil, kendi tarzı ile yarattığı sanatsal faaliyetler bizim için değerlidir. Eğer, kavanoz onun için marakas ise, bizim içinde artık evin marakası o’ dur.

11111- Her durumda başaramayabiliriz, ancak başarısızlık şu an için kabul edilmez bir durum ise tekrar deneyerek başarılı olabilmesi konusunda cesaretlendirebiliriz.

12 12- Kavga-ısırmak-bağırmak ile hiçbir şey çözümlenemez.

13 13- Biz kitap okurken bir değişiklik yaptığımızda bizi düzeltebilir, kendisi kitabın resimlerine bakarak özgürce hikayeler yazabilir.

14 14- Evdeki her türlü eşya ile oynayabilir.

15 15- Mutfakta yemek yapımına yardım edebilir.

16 16- Temizlikte yardım edebilir.

17-Odasını temiz tutması gerektiğini bilir. Ama tutmayabilir.

17 17- Yemekleri hala bana yedirtebilir, çünkü halen küçük olduğu için kol kasları yavaş çalışıyor olabilir.

100e kadar sanırım sıralama yapabilirim...


kısaca, benim oğlum da diğer yavruşlar gibi ne yaparsa yapsın en güzelini yapar ve en özgününü...

en önemli en özel olanı da budur.